KELEBEK KANADINDAKİ MASUMİYET-*prenstenes |
|
KELEBEK KANADINDAKİ MASUMİYET-*prenstenes - (2.3.2006) |
KELEBEK KANADINDAKİ MASUMİYET-bozcaada
Yazık, çok yazık Fatma!
Bir aralar çöplük olan
Sonradan üzeri toprakla doldurulan o gölde
Yeşil bir su yılanının süzüldüğünü
Ve bana "Üzülme çocuk,
Değişir her şey, sen de değişirsin!" dediğini
Hiç bilmeyecekler.
Yazık koca karı yemişlerinin olgununu
Serçelerden öğrendiğimizi
Ve yabani ahlatların dikeninin
Kirpilerden* daha çok yaktığını
Ve dikenlerin nasıl çıkarıldığını
Bilemeyecekler.
Onların kuraması** olmayacak bayırda
Memesinden içemeyecekler sütü keçinin
Ve hiç duyamayacaklar
Kapınızın arkasındaki güğümden
Taze süt kokusunu...
Ve Onlar Fatma, senin kına gecende giydiğin bindallıyı,
Kına tasındaki sardunyayı kimden aldığımızı
Bilmeyecekler...
Ve bamya çiçeklerinin
Hatmi çiçeklerinden daha güzel olduğunu...
Onların masallarında hiç
Arap olmayacak bir dudağı yerde,
Bir dudağı gökte
Ve dev denildiğinde
Koca Adnan gelmeyecek akıllarına...
Ne akşamsefalardan yapılmış taçları olacak başlarında
Ne çam iğnelerinden yapılmış kolyeleri...
Onlar göremeyecek bir kez görülen düşleri.
Hele ağaçların gözyaşlarını topladığımız
Gazoz kapaklarına basıp
Topuklu ayakkabı yapmayı
Ve Arnavut kaldırımlarında kırıtmayı
Hiç akıl edemeyecekler.
Çözemeyecekler
Lodosla poyrazın farkını,
Denizin anadilini,
Kaledeki gizli geçidin
Son bulduğu noktayı...
Onlar, Kaptan Amca böceklerinin
En çok hangi çiçekte yaşadığını
Ve öksüz lalelerin kaç rengi olduğunu
En güzellerinin nereden toplandığını
Bilemeyecekler.
Bayır mantarını duydular diyelim
Çoluk çocuk
Canoğul tepelerinden toplanıp
Kuytuda bağ çubuklarının korunda pişirilince
Ne tadının damaktan bir ömür boyu
Çıkamayacağını bilecekler
Ne de başka şey akıllarına gelince
Bizim kadar içten gülecekler.
Onların denizinde yıldız olursa ne ala...
Korkarım dibini de göremeyecekler sandaldan
Bir ada turu sonrasında...
Onlar Fatma, Yeni Kale'den başlayan gökkuşağının peşinden
Karşı tepeye kadar koşsalar da bizim gibi
Diğer ayağının dibini hiç göremeyecekler
Aslında ne şanslılar!
Isırganlarla savaşmaktan tahta kılıçlarla
Canları yanmayacak bizim gibi...
"Uç uç böcekleri"*** Hiç uçmayacak parmak uçlarından
Ve uçan böceği olan çocuğun
Haklı gururunu bir türlü anlayamayacaklar.
Yapışkan otlarda örülmüş
İçine üç tane akşamsefa tohumu sığan
Minicik sepetleri olmayacak
Üzüm kasalarından evleri
Devrilmeyecek üzerlerine
Zerdali ağacından düşünce,
Öpülüp geçmeyecek kanayan dizlerinin acısı
Ahhh...Öpülüp geçmeyecek ömür boyu acıları...
Onların "şen" adında Komik bir köpekleri olmayacak hiç sarı benekli
Ve hiç yalamayacak yanaklarını
Ve de hiç bilmeyecekler
Ne zor olduğunu
Sokakta belediye tarafından zehirlenmiş
Can çekişen bir köpeği görmenin...
Onların bağbozumundan sonra bile
Kütüklerdeki neferyelerden****
Üzüm suyu yaptığını
Hiç yazmayacak tarih kitapları...
Hoş, bizi de yazmamıştı ya...
Onlar dört tuşlu ufak teybin
İki tuşuna basarak kayıt yaptıktan sonra
Dinleyip dinleyip gülmeyecekler bizim gibi.
Ve hiç çalmayacak "Yandım aşkınla ben"
On kere üst üste de
Zıplayıp durmayacak Bekçi Cemal'in kızı
Çılgınlar gibi...
Yazık, çok yazık!
13 yaşındaki Konyalı Atilla'nın
Darbukasıyla yapılan bir kına gecesi
Rendelenmiş peynir, lokum
Ve bir avuç çerezle mutlu olmayı
Satın alamayacaklar
Hiç bir hipermarketten
Zamane çocukları...
Fi tarihinden sonra Leblebi şekeri'nin,
Sonra Leblebi Tozu ve Baston şekeri Çağının geldiğini,
Sakızlı Sigara'dan sonra
Uzay Çağı'na geçildiğini
Söyleyemeyecekler öğretmenlerine...
Gül yaprakları avuçlarında
Patlamayınca üzülmeyecekler de
Bilmem kaçıncı level'a geçemeyince
Bozacaklar oyunsayarlarını...
Tefek***** kırmayı öğrendiler diyelim
Yemeyi nasıl akıl edecekler ?
"şenaat" sözcüğünün anlamını çözmek için
Kırk yıl düşünecekler...
Kelebeğin kanadındaki masumiyeti
Parmaklarında görüp
İçlenemeyecekler
Masumiyetlerinin ne zaman uçtuğunu
Hiç bilemeyecekler...
Hiç... Bilemeyecekler...